DEVLET YÖNETİMİ ve YUNUS’UN DİLİ!
“Söz ola kese savaşı/ Söz ola kestire başı/ Söz ola ağulu aşı/ Bal ile yağ ede bir söz”
Yunus’un dili bu…
Siyasetçilerin Yunus diliyle konuşabilmeleri için, önce Yunus’un manevi dünyasına nüfuz etmeleri gerekiyor. Birkaç mısralık söz aktarmakla Yunus gibi olduğunu kimse iddia edemez!
Çünkü Yunus gibi olmak, yetmiş iki millete bir gözle bakmayı gerektirir. İktidar olduğunda, kendi zenginini, kendi basınını, kendi yargıcını, kendi güvenlik birimini oluşturmayı haram kılar. “Elif okuduk ötürü/ Pazar eyledik götürü/ Yaratılmışı hoş gördük/ Yaradan’dan ötürü”
Sözlerini tekrarlamakla Yunus yüceliğine ulaşamazsınız. Zira, sizi eleştirenlere de kendi evlatlarınız veya ailenizin bir parçası gibi bakmak zorundasınız.
Öfkesini yenemeyenlerin Yunus’luğa özenmesi hayalden öte geçmez. Çünkü Yunus, önce öfkesini yenmek için kırk yıl dergaha dosdoğru odun taşımayı göze alabilmiş bir er kişi…
Sana ibret gerek ise gel göresin bu sinleri/ Ger taş isen eriyesin bakıp göricek bunları/
Şunlar ki çoktur malları gör ni’coldu halleri/ Sonucu bir gömlek giymiş onun da yoktur yenleri/ Kanı mülke benim diyen köşkü saray beğenmeyen/ Şimdi bir evde yatarlar taşlar olmuş üstünleri/
Bunlar bir vakt beyler idi Kapıcılar korlar idi/ Gel şimdi gör bilmeyesin bey kangıdır ya kulları / Ne kapı vardır giresi ne yemek vardır yiyesi/ Ne ışık vardır göresi dün olmuştur gündüzleri…
Metinde geçen “sin” sözü, Türkçe “mezar” demektir.
Yunus, eninde sonunda mezara girmesi kaçınılmaz olan insanoğlunun bu dünyada boşuna hırslanmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Oysa Türkiye’de ne yazık ki, siyasetle uğraşmanın birinci şartı hırstır. Oysa hırs Hacı Bektaş-ı Veli’ye göre şeytani bir kavramdır. Hırslı olmak, aynı zamanda öfkesine yenik düşmek gibi bir sonuç doğurmaktadır.
Bakınız Yunus ne diyor: Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları bana seni gerek seni…
Yunus,Allah rızasından başka bir şey istemiyor. Türkiye’de iktidarı ele geçirenlerin dünyalık isteklerine sınır koyabilir misiniz?
İktidara gelenlerin iktidar olmadan önceki mal varlıklarıyla iktidardan sonraki mal varlıklarındaki akıl almaz değişiklikleri hangi siyasetçi, nasıl izah edebilir?
Bazı siyasetçilerin siyaset yüzünden baba mirasını da elinden çıkarmak zorunda kalması, Türkiye’deki siyasetçi ortalamasının davranışını değiştirmeye yetmez.
Bırakınız Yunus’un bu dünyadan hiçbir beklentisi olmayan tokgözlü tavrını, biz biraz da İslam Halifelerinden örnek verelim:
Hz. Ebu Bekir’in devlet başkanı olarak ilk hutbesi: “Ey insanlar! Size halife oldum.Ama bu sizden daha hayırlı olduğumu göstermez. Doğruluktan ayrılırsam beni düzeltin. Doğruluk emanet, yalancılık hıyanettir. İçinizde zayıf olan, hakkını alıncaya kadar benim yanımda kuvvetlidir. İçinizde kuvvetli olan ise, başkasının ondan hakkını alıncaya kadar zayıftır. Bir millet Allah yolunda cihattan vazgeçerse, Allah’ın gazabına uğrar, perişan olur. Bir millette kötülük yaygın ve revaçta olursa, Allah o milleti belaya düşürür. Allah ve resulüne itaat ettiğim sürece, bana itaat edin. Bu itaattan ayrılırsam, artık sizin üzerinizde itaat görevi kalmaz. Buyurun namaza kalkalım. Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.” Türk milleti, ülkemizde yaşananları ve bu olaylar karşısında yönetme yetkisini kullananların yaklaşımlarını Hz. Ebu Bekir’in kendini bağladığı şartlarla kıyaslasın.
Bugün ashaptan biri Türkiye’deki yöneten ve yönetilenleri görse, bizi ve ülkemizi nasıl tanımlar dersiniz?!?
Hz Ömer’in bir hutbesinde söylediklerine bakınız: “hilafeti üzerime almış olmam, inşallah ahlakımdan hiçbir şey değiştirmeyecektir. Azamet ve şan Yüce Allah’a mahsustur. Kulların büyüklenmekte hiçbir hakkı yoktur. Biriniz, Ömer halife olalı değişti demesin, hakkı nefsimden önce düşünürüm.”
Türk milleti yıllardır, hakkı nefsinden önce düşünen yöneticiler beklemektedir.
Bizde yönetmeye talip olanlar, iktidara gelmeden önce yunus gibi görünüyorlar, iktidarda ise Haccac gibi!... suç onları böyle gözlemleyen millette mi yoksa iktidardakilerde mi?
NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE!